Çocuklarımızla İletişimimizi Nasıl Geliştirebiliriz?
Siz de benim gibiyseniz, çocuklarla iletişim kurmak son derece yıpratıcı olabilir. Bitmek bilmeyen sorular, yerine getirilmeyen yönergeler, söylediğimiz bir şeyi onlara hatırlattığımızda yüzlerindeki o boş ifade...
Siz de benim gibiyseniz, çocuklarla iletişim kurmak son derece yıpratıcı olabilir. Bitmek bilmeyen sorular, yerine getirilmeyen yönergeler, daha önce söylediğimiz bir şeyi onlara hatırlattığımızda yüzlerindeki o boş ifade, söz verilen bir bisküviyi asla unutmazken bir şey getirmelerini rica ettiğimizde hemen unutuvermeleri... İlk yıllarını daha çok konuşsunlar diye hevesle bekleyerek, sonraki yıllarını ise birazcık sussalar diye umarak geçiririz.
Gerçek şu ki, çocuklarımız kesinlikle mükemmel sohbet arkadaşları değiller; ancak dürüst olmak gerekirse benim için de durum farklı sayılmaz. Aşağıda kendim için ve muhtemelen birçok yetişkin için de geçerli olan bazı gerçekleri sıraladım; umarım bunlar hayatımızdaki bu küçük insanları birazcık anlamanıza, onlarla biraz empati kurmanıza ve iç dünyalarına ufak bir bakış atmanıza yardımcı olur.
Nasıl İletişim Kurduğumuza Dair 4 Gerçek - ve Bunların Çocuklara Öğrettikleri
1. Bir yere yazmazsam kesinlikle unuturum.
Hafızam berbattır; bu yüzden bütün hayatım yapılacaklar listeleri, takvimler ve yapışkanlı notlarla yürür. Bu durum, dinleyemeyecek kadar meşgul ya da dikkati dağınık olmanın, dinleyip hemen o anda unutmanın ve dinlesem de sonradan unutmanın bir karışımından kaynaklanıyor. Şu anda yapılacaklar listemde yaklaşık 26 madde olduğunu biliyorum ama bakmadan bir tanesini bile söyleyemem. Bunlardan herhangi biri size de tanıdık geliyor mu?
Asıl mesele şu ki, yetişkinler olarak umuyoruz ki dinlememize, hatırlamamıza ve sonradan geri çağırmamıza yardımcı olacak stratejiler geliştirmişizdir. Bazılarımız ilk kez duyduğu bir ismi tanıdığı başka biriyle bağdaştırarak aklında tutmaya çalışır, kimileri aklında kalması için adresi içinden birkaç kez tekrarlar, kimileri parmaklarıyla sayar veya teknolojiden ve yazmaktan faydalanır.

Ancak çocuklarımız çoğu zaman bu tür stratejilere sahip değildir. Bunları ya henüz öğrenmemişlerdir ya da uygulayabilecek kadar gelişim göstermemişlerdir. Bu yüzden onlardan mutfaktan üç şey getirmelerini istediğimizde, okulda ne yaptıklarını, okul gezisi için neye ihtiyaçları olduğunu veya yeni stajyer öğretmenlerinin adının ne olduğunu sorduğumuzda zorlanmaları hiç de şaşırtıcı değil. Onlar hâlâ dikkatlerini odaklamayı, dikkat dağıtıcı unsurları engellemeyi, gittikçe uzayan cümleleri kavramayı ve bilgileri hatırlamayı öğrenme aşamasındalar.
Bu gerçekler üzerinde düşünürsek çocuklarımızla olan iletişimimizi geliştirebiliriz. Parmaklarıyla saymak, akılda tutmayı kolaylaştırmak için yönergeleri sesli olarak tekrarlamak, resimli bir yapılacaklar listesi çizmeyi göstermek ve yeni bilgileri akılda tutmak için eğlenceli tekerlemeler ve şarkılar öğretmek gibi basit stratejilerle onlara yardımcı olabiliriz.
2. İnsanların aklımı okuyabildiğini varsayarım.
Eşim bana zihnimi okuyamayacağını sürekli hatırlatmak zorunda kalır. Günümün nasıl geçtiğini bildiğini, aldığım o berbat e-postadan haberdar olduğunu, akşam yemeğinde ne istediğimi tahmin edebileceğini ve konuşurken aslında "ne demek istediğimi anladığını" sık sık varsayarım. Hepimiz iyi tanıdığımız insanlarla bu tuzağa düşeriz; satır aralarını okuyacak, ima edilenleri ve meselenin özünü anlayacak kadar bizi tanıdıklarını düşünürüz. İşte çocuklarımız da tam olarak aynısını yapar.
Küçük çocukların beyinleri aslında bu şekilde çalışacak biçimde gelişir. Buna 'zihin kuramı' denir. Başlangıçta çocuklar, herkesin aynı anda aynı şeyleri düşünüp hissetmediğini anlamakta zorlanırlar. Zamanla, kendileri sıkılırken annelerinin mutlu olabileceğini ya da kendileri korkarken babalarının heyecanlı olabileceğini öğrenirler. Büyüdükçe durum daha da karmaşıklaşır; çünkü insanlar içlerinde farklı bir şey hissederken bambaşka bir şey söyleyebilir veya yapabilirler. Örneğin kız kardeşim aslında üzgünken "iyiyim" diyebilir ya da bir arkadaşım bir gün sevinçten, ertesi gün ise üzüntüden ağlayabilir.

Çocuklarımız yalnızca kendi hislerini ve düşüncelerini değil, diğer herkesinkini de keşfetmeye yönelik kesintisiz bir yolculuktadır. Akşam yemeğinde canlarının patates püresi çektiğini, mavi bardağı değil kırmızı olanı istediklerini annelerinin kendiliğinden bilmemesi veya okuldaki bir şey yüzünden endişelendiklerini babalarının hemen anlayamaması karşısında bocalayacaklardır. Onların öğrenmelerine, anlamalarına ve iletişim kurmalarına yardımcı olmalıyız.
Çocuklarınızla iletişiminizi geliştirmenin yolları var! Çocuğunuzun insanların birbirinden farklı hislere sahip olabileceğini öğrenmesi için ailece geçirilen vakitlerde duygular hakkında konuşmayı deneyin, birbirinizin gününün nasıl geçtiğini konuşup sorun. Zorlu anlarda ise çocuğunuza onun aklından ve kalbinden geçenleri bilemeyeceğinizi; ancak konuşarak, göstererek ve açıklayarak kendisine yardım etmenizi sağlayabileceğini açıkça dile getirin. Çocuğunuzun ifade etmesini istediğiniz şeyleri anlamasına yardımcı olmak için, duygular üzerine harika bölümler içeren Speech Blubs gibi bir dil öğrenme uygulamasından bile yararlanabilirsiniz.
3. Dünyalar kadar konuşabilirim.
Çoğumuz konuşmayı çok severiz. Büyük bir kalabalığın önüne çıkıp konuşmaktan hoşlanmasak bile, çoğumuz arkadaşlarımızla ve ailemizle sohbet etmeye, düşüncelerimizi, fikirlerimizi, hislerimizi ve deneyimlerimizi paylaşmaya bayılırız. İnsanlar bana neden dil ve konuşma terapisti olmak için eğitim aldığımı sorduklarında, (alaycı bir şekilde) bunun neredeyse konuşma üzerine bir diploma olduğunu, bu yüzden bu işte oldukça başarılı olacağımı düşündüğümü söylerim.
Çocuklarımız için konuşmak, dil ve sohbet etmek hâlâ çok yeni ve son derece heyecan vericidir! Hayatlarının ilk birkaç yılını kendileri konuşamadan sizi başkalarıyla konuşurken izleyerek ve iletmek için gerekli dile sahip olmadıkları duygular, ihtiyaçlar ve fikirlerle geçirmişlerdir. Sonunda bir anda konuşma ve sohbete katılma, insanları güldürme, o çılgın fikirlerini paylaşma, akıllı, komik ve fikir sahibi olduklarını gösterme yeteneğine kavuşurlar. Artık sormak için yanıp tutuştukları soruları sorabilir ve insanların anlayabileceği seçimler yapabilirler. Bir kere başladıklarında dur durak bilmemelerine şaşmamak gerek!

Hiç bitmeyen bu konuşmaları bunaltıcı bulmak çok ama çok kolay olabilir; ancak fırsat buldukça bir adım geri çekilin ve bunun tadını çıkarın. Dil, minik yavrunuzun dünyasının anahtarıdır ve onlar bunun sonuna kadar tadını çıkarıyorlar. Çocuklarınızla kurduğunuz iletişimin kıymetini bilin! Model olarak, sıra alma ve bekleme üzerine konuşarak onlara ne zaman konuşup ne zaman susmaları gerektiğine dair sosyal kuralları öğretebilirsiniz. Ancak mutlaka durup dinleyin; çünkü böylece seslerinin duyulduğunu, söyleyecek bir şeyleri olduğunu ve söylediklerinin önemli olduğunu öğreneceklerdir.
4. Sürekli internetten bir şeyler araştırırım!
İstatistikler, ortalama bir insanın ayda yaklaşık 1.200 kez internette arama yaptığını gösteriyor; eğer birazcık bana benziyorsanız, bu sayının sizde daha da yüksek olduğuna eminim! Sadece bugün bir arkadaşımın evine nasıl gidileceğini, bir ons'un kaç gram olduğunu, radyodaki bir şarkının adını, yakındaki marketin açılış saatlerini ve bir bebeğin kaç aylıkken güneş kremi kullanmaya başlaması gerektiğini arattım. Günde milyonlarca soru soruyorum . . . ve çocuklarımız da aynısını yapıyor.
Ülkedeki her süpermarkette, herhangi bir saatte, yan reyonda ebeveynine mutlaka şöyle sorular soran bir çocuk vardır: "Bunu alabilir miyim? Neden? Bu ne? O kimdi anne? O kadın ne yapıyor? Bisküvi yiyebilir miyim?" Hepimiz bunları duymuşuzdur; bunlar anne babaların çocuklarıyla iletişiminin vazgeçilmez bir parçasıdır. Çocuğunuzun gözünde Google sizsiniz! Onların tüm bilgilerinin her şeyi bilen kaynağısınız. Bilmedikleri her şeyi (ki bu çok fazladır) ve bilmek istedikleri her şeyi muhtemelen sizden öğreneceklerdir. Onların öğrenme ve dil dünyasının bekçisi sizsiniz. Bu durum inanılmaz derecede yorucu olabilir!

Yine de derin bir nefes alın ve dinleyin. Neyi öğrenmek istediklerini dinleyin. İçinde bulundukları dünyayı anlamlandırmaya çalışıyorlar. Gün içinde gördükleri ve deneyimledikleri şeylerin çoğu onlara ilk defa oluyormuş gibi gelir. Öğrenmek istedikleri bilgiye karşı adeta bir sünger gibidirler. Anlamak isterler ve en temelde daha çok size benzemek isterler; bu yüzden sizin bildiğiniz kesinlikle her şeyi bilmek isterler ve bunu yapabilmelerinin tek yolu . . . soru sormaktır!
Öyleyse bu hafta, sorularla dolu yoğun bir günün ortasında, sizi dinlemiyor gibi göründüklerinde, 12 saat önce söz verdiğiniz bisküviyi ısrarla istediklerinde ve size aynı hikâyeyi milyonuncu kez anlatırlarken . . . durun, dinleyin ve yanıt verin. Çocuklarınızla iletişiminizi geliştirmenin tam zamanı! Siz böyle yaparsanız, onlar da yapmayı öğrenecektir. Bu, onların dünyasının her şeyi ve biriciği olduğunuz, öğrenme ve büyümenin altın çağıdır. Bunun kıymetini doyasıya bilin. Sonsuza dek sürmeyecek.
Yazan El Robertson