Turn Autism Around Podcast'i: Otizm İçin Speech Blubs Uygulaması
Bu podcast Mary Barbera tarafından hazırlanmış ve yayınlanmıştır.
Bu podcast Mary Barbera tarafından hazırlanmış ve yayınlanmıştır.
https://www.youtube.com/watch?v=deCYNB3o12U
Mary: Turn Autism Around podcast'inin yüz ikinci bölümünü dinliyorsunuz; ben sunucunuz Dr. Mary Barbera. Bugün sizler için çok farklı bir konuğum var. Otizmli çocuklar için kullanılan bir uygulamanın kurucu ortağı bizimle. Adı Mitja Mavsar ve kendisi Slovenyalı. Dört erkek çocuk babası, bir eş ve Blub Blub Inc. adlı şirketin kurucu ortaklarından biri. Ürünleri Speech Blubs ve Reading Blubs 2017'de piyasaya sürüldü ve şimdiden konuşma gecikmesi, otizm ve Down sendromu gibi durumları olan üç milyondan fazla çocuğa yardımcı oldu. Bugün uygulamadan bahsedeceğiz. Ayrıca video modelleme, ekran süresi, ortak dikkat, hiperleksi ve elbette Speech Blubs uygulamasını kullanarak konuşma becerisinin nasıl geliştirileceğini konuşacağız. Şimdi Mitja Mavsar ile gerçekleştirdiğimiz bu heyecan verici röportaja geçelim.
Mary: Bugün bize katıldığınız için çok teşekkürler Mitja.
Mitja: Beni davet ettiğiniz için ben teşekkür ederim.
Mary: Evet. Dinleyicilerimize sohbetimize başlarken kendinizden biraz bahsedebilir misiniz? Genelde konuklarıma 'otizm dünyasına adım atış hikayenizi anlatın' diyerek başlarım ama siz aslında doğrudan otizm dünyasının içinde değilsiniz. Bize kendinizden ve bu uygulama geliştirme işine nasıl dahil olduğunuzdan biraz bahseder misiniz?
Mitja: Elbette. Şu an Slovenya'dayım, karantinadayız. Her şey benim küçük bir çocukken konuşma güçlüğü yaşamamla başladı. Dört yaşımdayken sanırım söylediğim hiçbir şey anlaşılmıyordu. Bu yüzden dil ve konuşma terapisi aldım. Sorunların çoğunu çözdüler. Çözemedikleri şeyleri de muhtemelen konuşurken fark edersiniz.
Mary: Hiç fark edilmiyor. Bence kulağa gayet iyi geliyor.
Mitja: Pekala, teşekkür ederim. Ancak bir artikülasyon hatası sanırım 16 yaşıma kadar benimle kaldı. Bu yüzden dil ve konuşma terapisi benim için adeta bir cankurtaran oldu; çünkü bilirsiniz, ergenlikte çocuklar acımasız olabiliyor. Bunu düzeltmek özgüvenim için harika bir dönüm noktası oldu ve bir birey olarak gelecekteki gelişimime çok katkı sağladı. Daha sonra internet alanında çalışmaya başladım. Kullanıcı deneyimi tasarımcısı olarak yaklaşık 15 yıllık bir kariyerim oldu. Birçok farklı girişimle çalıştık. Ve o dönemde tam da içinde bulunduğum ilgi alanlarına hitap eden bir girişim kurmanın harika olacağını fark ettim. Psikolojiye, özellikle de o sırada iki çocuğum olduğu için çocuk psikolojisine çok meraklıydım.
Speech Blubs Uygulamasının Doğuşu
Mitja: Şimdi dört çocuğum var, işler değişti. İki çocuğumun olduğu zamana göre çok daha fazla kullanıcımız da var. Temelde olan şuydu: O zamanlar 20 yaşında olan bir gençle tanıştım, ben 33 yaşındaydım ve bu gencin bir atölye çalışması vardı. 'Konuşma güçlüğü çeken çocuklara bir uygulamayla yardımcı olsak nasıl olur?' fikri ortaya çıktı; özel bir tanıya odaklanmadan genel olarak konuşma güçlükleri için. Fikir, çocuğun sesiyle bir şeyleri hareket ettirmesi üzerineydi. Yani sesle kontrol edilen bir uygulama olacaktı; ses çıkardığınızda bir top yuvarlanacak veya bir animasyon başlayacaktı.
Mitja: Bu genç bana geldi ve 'Sen tecrübelisin, bu projede bana yardım edebilir misin?' dedi. Ben de 'Tabii, önce biraz araştırma yapalım' dedim. Benim dil ve konuşma terapisi alanında hiç deneyimim yoktu; çocukken dil ve konuşma terapisti ile olan deneyimim hariç, ama o sayılmaz. Bu yüzden bilgimize pek güvenemiyorduk; 'Doğrudan dil ve konuşma terapisi alanına böyle girebilir miyiz?' diye düşündük. İlk olarak Slovenya'daki dil ve konuşma terapistleriyle görüştük, ardından Amerika'ya gittik. Kaliforniya'daki pek çok dil ve konuşma terapistine küçük prototipimizi gösterdik. 'Burası koca bir Amerika, Silikon Vadisi, bu alanda kesinlikle çok fazla teknoloji kullanılıyordur' diye düşünüyorduk. Ancak terapistler, tipik Amerikalıların 'Bu harika, muhteşem!' tepkilerini vermek yerine, 'Bilirsiniz, ekran süresi ile dil ve konuşma terapisi pek yan yana gelebilecek şeyler değil' dediler.
Mitja: Biz de 'Bu iş yürür mü, yürümez mi?' ikileminde kaldık. Geri döndük ve başlangıçta iyi bir iş fikri gibi görünmese de yine de yapmaya karar verdik. Çünkü bunu yapmamız gerektiğini hissettik; insanlık ve çocuklar için iyi bir şey yapacaktık. Etrafta sadece para döndürmeye odaklanan o kadar çok girişim var ki, çocuklara yardım etmek bize gerçekten doğru bir amaç gibi geldi. Yola devam ettik ama animasyonla ilgili ilk fikir suya düştü çünkü çevremizde hiç animatör yoktu, hepsi şehrin popüler yeni girişimlerinde çalışıyordu. Biz de şöyle bir fikir geliştirdik: 'Peki ya sadece çocukları kaydedersek? Neden çok doğal bir yöntem denemiyoruz? Başka çocukları kaydedelim ve videodaki çocukları izleyen çocuklar onların yaptıklarını tekrarlasın.'
Mitja: Böylece stüdyoya girdik; bu gerçekten çok ilginç bir hikayedir. Stüdyodaydık, yanımızda bir dil ve konuşma terapisti vardı ve kameranın karşısına çocukları oturttuk. Çok temel, tam adını hatırlayamıyorum ama oral-motor egzersizler yaptık. Hani sürekli yaptığımız, günlük hayatta konuşurken farkında olmadığımız hareketler. Birçoğu bunların konuşma seslerini doğrudan çıkarmadığını söyler. Her neyse, stüdyodaydık ve kameranın karşısındaki çocuğa çok basit bir egzersiz gösteriyorduk. 'Balık taklidi yap' gibi bir şeydi, tamam mı?
Mary: Ağzı açıp kapatma hareketi yani.
Mitja: Aynen, sadece aç, aç ve kapat. Bu egzersize 'balık' adını vermeyi planlıyorduk. Sonra ne oldu? Stüdyodaydık, çektiğimiz ilk videoyu izliyorduk; ben, CEO'muz ve kurucu ortağımız Jernej, ebeveynler ve terapistler oradaydı. Hepimiz videoya bakıyorduk. Sonra Jernej bana baktı ve 'Bak, etrafına bak, herkes aynısını yapıyor!' dedi.
Mitja: Ve stüdyodaki herkes balık taklidi yapıyordu. İnanılmaz komikti. O anda 'Evet, doğru bir şey yakaladık' dedik. Bunun adının video modelleme olduğunu o zamanlar bilmiyorduk, bilerek de yapmamıştık. Sadece işe yaradığını gördük.
Mary: Ve her şey oradan sonra hızla gelişti. Üstelik bu sadece birkaç yıl önceydi; Speech Blubs'ı 2017'de piyasaya sürdünüz, değil mi?
Mitja: Evet, Speech Blubs'ı 2017'de çıkardık. Slovenya versiyonunu ise sırf ebeveynlerle test etmek amacıyla 2015'te yayınlamıştık.
Mary: Uygulama sadece iki dilde miydi?
Mitja: Hayır, aslında artık Slovence versiyonu bile yok. Tamamen pazarın talebini takip ettik. Tahmin edersiniz ki Slovenya iki milyon nüfuslu bir ülke. Sanırım kayıtlı sadece yüz elli dil ve konuşma terapisti vardı.
Mitja: Yani bir pazar bile sayılmazdı. Biz de Amerikalı bir yapımcıyla anlaştık ve videoları Amerikalı çocuklarla çektik. Çocukları farklı dil ve konuşma terapistleriyle kontrol ettik; sanırım her video için çocukları değerlendiren yaklaşık üç dil ve konuşma terapistimiz vardı. Buradan hareketle ABD versiyonunu çıkardık. Ardından İngiliz ebeveynlerden, uygulamada konuşulan kelimelerin 'düzgün İngilizce' olmadığına dair geri bildirimler aldık. Bunun üzerine bir Birleşik Krallık versiyonu hazırladık; ardından İspanyolca, Portekizce ve Fransızca geldi. Şimdi uygulamada tüm bu diller mevcut. Böylece bir çocuk uygulamamızı kullanarak ikinci bir dil bile öğrenebiliyor.
Video Modelleme ve Speech Blubs
Mary: Vay canına, harika. Ben de uygulamayı inceledim ve şu ana kadar üç milyon kullanıcıya ulaştığınızı biliyorum. Temelde gerçek çocuklar var ve hayvan sesleri gibi sesler çıkarılıyor; örneğin 'hadi maymun sesi çıkaralım' deniyor, ekranda animasyon bir maymun beliriyor, çocuk maymun sesi çıkarıyor ve ekranın diğer tarafındaki çocuğun da bunu yapması bekleniyor. Siz yaparken ekranda ilerleyen çubuklar gibi şeyler var. Oldukça kapsamlı ama aynı zamanda çok sade. Bir yönüyle çok karmaşık, diğer yönüyle son derece basit bir yapısı var. Ancak video modellemeden bahsettiniz; ben de bunun üzerine bir video blog hazırlamıştım, gösterim notlarına linkini ekleyebiliriz. Kanıta dayalı bir yöntem ve strateji olduğunu biliyorum. Dinleyicilerimiz için video modellemenin ne olduğunu kısaca açıklayabilir misiniz?
Mitja: Gerçek hayatta konuşmayı, dili, sosyal becerileri veya aslında herhangi bir şeyi öğrenmek istiyorsanız, diğer insanlarla etkileşimde bulunmanız, onları izlemeniz ve yüzlerini gözlemlemeniz gerekir. Ancak otizm spektrumundaysanız, yüzlere o kadar da ilgi duymazsınız. Bu yüzden bizim uygulamayla yaptığımız şey aslında son derece doğaldır. Video modelleme dediğimiz bu doğal yöntem, ayna nöronların nörobilimine dayanan, araştırmalarla kanıtlanmış bir tekniktir. Başka insanları gözlemlediğinizde, beyniniz aslında onların beyni ne yapıyorsa aynısını yapar.
Mary: Yani bir ayna görüntüsü gibi. Aynaya baktığınızdaki yansıma gibi; sadece söylediğiniz anda değil, ayna nöronlar devreye giriyor.
Mitja: Evet, evet, sadece bu da değil. Şu an ağzımı açsam, beynimde bunu tetikleyen ve ağzımı açmamı sağlayan özel bir mekanizma çalışır. Ve siz sadece beni izlerken bile, beyninizde tam olarak aynı bölge uyarılır. Yani ben sadece sizin başınızı sallamanızı ya da bir hareketinizi izlerken bile, beynim annenin beyniyle aynı şeyi yapar. Araştırmaların kanıtladığı şey tam olarak budur: Biz gözlemleyerek öğreniriz. Bizim örneğimizde, uygulamamız çocuk videolarıyla dolu; çocuk hemen taklit etmese bile, sadece o küçük 'öğretmenleri' izlemesi bile işe yarıyor. Bunu nereden biliyoruz derseniz; başlangıçta benim ve tüm ekip için en büyük motivasyon kaynaklarından biri olan bir olay yaşandı.
Mitja: O dönemdeki terapistimiz sayesinde oldu bu. Birlikte çalıştığımız terapist, otizm spektrumundaki ve Down sendromlu çocuklarla çok çalışıyordu. Down sendromlu ve spektrumda da özellikleri olan bir erkek çocuğumuz vardı. Bu çocuk her seansta gözlüklerini çıkarır, 30 saniye içinde fırlatıp atar ve terapistle asla iş birliği yapmazdı. Sonra bu uygulamayı ona tanıttılar.
Mitja: Çok sevimli bir çocuktu. O zamanlar beş ya da altı yaşlarındaydı ve hiç konuşamıyordu, tamamen sözel değildi. iPad'i bu çocuğa verdiklerinde—ki Down sendromlu çocuklar inanılmaz sevecendir—hemen iPad'e sarılmaya başladı. Bu iPad ve içindeki Speech Blubs uygulaması onun için bir dönüm noktası oldu. Annesiyle birlikte her gün 20 dakika boyunca uygulamayı kullandılar. Hatırlıyorum, altı ay sonra ofisimize geldiğinde—ara sıra ofise uğrardı—ilk kez gözlerimin içine baktı.
Mitja: Ve jestlerle iletişim kurmaya başladı. İlk ay boyunca uygulamadaki çocukları sadece izlemiş, hiç katılmamıştı. Ama sonra adeta çiçek açtı ve bunu izlemek muhteşemdi.
Mary: Evet. Biraz önce çok önemli bir şeye değindiniz; otizmli çocukların yüzlere bakma eğiliminde olmadığını söylediniz. Yakın zamanda, sanırım 93. bölümdü—bunu da gösterim notlarına ekleyebiliriz—Emory Üniversitesi'nden Dr. Ami Klin'in çalışmaları hakkında bir podcast yapmıştım. Kendisi yeni çalışmaları yayımlanan çok ünlü bir otizm araştırmacısıdır ve otizmli çocuklar, tipik gelişim gösteren çocuklar ile tek ve çift yumurta ikizleri üzerinde göz takibi (eye-tracking) ile ilgili kapsamlı araştırmalar yapmıştır. Vardığı sonuç şu oldu: İleride otizm tanısı alan bebekler ve küçük çocuklar, sizin de belirttiğiniz gibi, insanların yüzlerine, sosyal etkileşimlere ve sözsüz ipuçlarına odaklanmıyorlar. Örneğin, iki küçük çocuğun açılıp kapanan bir kapısı olan oyuncak bir vagonda oynadığı bir video gösteriyor. Tipik gelişim gösteren çocukların gözleri, iki çocuk arasındaki 'kapıyı açık istiyorum', 'kapıyı kapalı istiyorum' çekişmesine odaklanırken; otizmli olan veya sonradan otizm tanısı alan çocuklar sadece kapının açılıp kapanmasına odaklanıyor ve dolayısıyla tüm sosyal etkileşimi kaçırıyorlar.
Speech Blubs’ın Ekran Süresine Bakışı
Mary: Dr. Klin’in belirttiği gibi, eğer beş dakika içinde binlerce sosyal etkileşimi, anlık göz temasını, yüz ifadelerindeki değişimleri veya tepkileri kaçırıyorlarsa ve yüksek miktarda ekran süresine maruz kalıyorlarsa (özellikle de sosyal öğeler barındıran ama yanlış noktalara odaklandıkları ekran süreleri), bu durum gerçekten büyük bir sorun olabilir. Yıllar önce ben de "Ekran Süresi ve Neden Tamamen Hayatımızdan Çıkarmamalıyız" başlıklı bir video blog hazırlamıştım. Az önce de bahsettiğiniz gibi, bazı dil ve konuşma terapistleri ekran süresinden tamamen uzak durulması gerektiğini savunuyor. Covid-19 dönemindeki küresel karantinalarda bile insanlar ekran süresini sıfırlamak istiyordu. Oysa ekran süresinden tamamen kaçınmak imkânsız; önemli olan akıllı ekran süresinden faydalanmak. Siz de akıllı ekran süresi kavramından biraz bahsettiniz. Peki, uygulamanız ve uygulamanızın kullanımı, çocukları günde dört saat televizyon veya tablet karşısına oturtmaktan tam olarak nasıl ayrışıyor?
Mitja: Geçenlerde okul öncesi dönemdeki çocukların günde ortalama dört ila altı saat ekran izlediğini belirten bir belgesel seyrettim. ABD’de durumun en kötü seviyede olduğu ve ortalamanın altı saati bulduğu söyleniyor. Bu kesinlikle aşırı bir süre. Ekran süresini, çevremizde dopamin salgılanmasına yol açan diğer her şey gibi düşünebilirsiniz. Örneğin Cadılar Bayramı döneminde çocuklar çok fazla şeker yer. Bir çocuğun her gün dilediğince şeker yemesine izin verirseniz obez olma riski çok yüksektir. Ekran süresi de farksızdır. Doğru ve bilinçli şekilde kullanırsanız zarar vermez; aşırıya kaçarsanız bir problemle karşılaşırsınız. Bu sadece çocuklar için değil, yetişkinler için de geçerli. Asıl büyük sorun çoğu zaman yetişkinlerde. İtiraf edeyim, ben bile bazen çocuklarımla oynamak yerine video oyunları oynuyor veya sürekli Instagram’a bakıyorum.
Mitja: Böyle bir ortamda çocuklar yeterince yüz yüze etkileşim kuramıyor. Şimdi asıl sorunuzun cevabına geliyorum. Bir çocuğun konuşma, sosyal ve diğer temel becerilerini geliştirmesini istiyorsanız, yüz yüze zamana ihtiyaçları vardır; ebeveynleriyle ve akranlarıyla iletişim kurmaları gerekir. Maske takmayan insanların yüzlerini görmeye ve oraya odaklanmaya ihtiyaç duyarlar. Biz yola çıktığımızda, çocuklar için hazırlanan diğer popüler uygulamaları inceledik. Şu anda yanılmıyorsam ABD App Store’un çocuk kategorisinde dokuzuncu sıradayız. Diğer uygulamaların çoğunda şirin animasyonlar görüyorsunuz. Bir kullanıcı deneyimi tasarımcısı olarak, birini bir ürünü kullanmaya nasıl teşvik edeceğimi, tekrar tekrar açmasını nasıl sağlayacağımı çok iyi biliyorum.
Mitja: Günümüzde ebeveynlerin ekrana kilitlendiği bir tablo var; çocuklar da elbette bu davranışı örnek alıyor. Üstelik çocukların yapacak başka bir işi olmadığında onlar da aynı şeyi yapıyor. Bence akıllı ekran süresi, öncelikle ekranda geçirilen süreyi sınırlandırmakla başlar. Ebeveynin çocuğun yanında bulunması ve ona gördüklerini anlatmasıyla başlar; nitekim bu konuda yapılmış bilimsel araştırmalar da var. Çocuklara videolar gösterilerek çeşitli şeyler öğretilmeye çalışılmış ve çocuklar bir miktar öğrenmişler; ancak aynı şey gerçek hayatta gösterildiğinde öğreneceklerinin ancak yüzde 50’sini edinebilmişler. Asıl ilginç olan nokta ise şu: Sürece bir ebeveyn dahil olup çocuğun ne gördüğünü açıkladığında ve onun yanında yer aldığında, öğrenme verimi inanılmaz derecede artmış. Elbette gerçek hayat deneyiminin tamamen yerini tutamaz, ama çok daha iyi sonuçlar verdiği kesin. Çizgi filmler bile doğru kullanıldığında kaliteli bir ekran süresine dönüşebilir. Elbette hepsi değil, fakat birçok çizgi film çocuklara bir şeyler öğretecek şekilde kurgulanmıştır. Yine de bir ebeveyn yanlarında olup gördüklerini açıkladığında her şey çok daha faydalı olur. Örneğin çizgi filmden sonra orada gördüklerinizi birlikte çizebilirsiniz.
Ortak Dikkat Pratiği Nasıl Yapılır?
Mary: Biz de benzer bir yaklaşım izliyoruz; örneğin ebeveyn, az önceki balık örneğinde olduğu gibi tıpkı bir balık gibi ağzını açıp kapatabilir, baloncuk sesleri çıkarabilir ya da maymun sesi taklidi yapabilir. Çocuğunuzu uygulamaya dahil edebilirsiniz: "Bak, çocuk maymun sesi çıkarıyor! Şimdi de anneye bak, anne de maymun sesi yapsın!" gibi. Bu da uygulamalarınızla benim online eğitimlerimin paylaştığı bir diğer kritik kavramı beraberinde getiriyor: Ortak dikkatin önemi. Ekran süresi anlarını, komik bir olayı veya canlı bir konuşma anını birlikte paylaşmak... Örneğin çocuk muz istediğinde muzu kaldırıp "muz, muz, muz" diyerek ona uzatmak gibi uyaran-uyaran eşleştirmesi süreçleri. Uygulamanızı incelediğimde ve sizi daha yakından tanıdığımda, çocuklara destek olmak için çalışmalarımızda ne kadar çok ortak temel kavramı kullandığımızı fark ettim. Dolayısıyla ortak dikkatin rolü gerçekten çok büyük.
Mitja: Kesinlikle katılıyorum. Bizim yaptığımız özel şey, uygulamaya aşırı miktarda animasyon doldurmamak oldu. Merkeze gerçek çocukları yerleştirdik ve çocuğun ilgisini canlı tutmak için farklı yöntemlerden yararlandık. Örneğin kullanıcı analizlerinden çocukların nasıl tepkiler verdiğini görebiliyoruz. Bazı kullanıcılarımız aynı şeyi tekrar tekrar ve durmaksızın yapıyor; buna otizmde çok sık rastlanan tekrarlayıcı davranışlar diyebilirsiniz. Fakat bence akıllı ekran süresinin kilit noktası, ebeveynin sürece dahil olmasıdır. Her türlü terapide veya tipik gelişim sürecinde olduğu gibi en kritik unsur ebeveynlerdir. Bir çocuk televizyon ya da YouTube karşısında günde altı saat tek başına dilediğini izlerse ne olacağını kestiremeyiz, ancak sosyal becerilerini geliştiremeyeceği çok açıktır. Hatta literatürde çok fazla televizyon izleyen çocukların otizm spektrumuna benzer davranışlar sergilediği bile belirtilir. Elbette, bu son derece doğal.
Mitja: Dışarıda akranlarıyla oynamayan ve tek başına YouTube izleyen çocukların tipik sosyal becerileri geliştirememesi çok normaldir. Tıpkı sürekli şeker yiyen birinin obez olması gibi, konuşma, dil ve diğer alanlarda zorluk yaşamaları kaçınılmazdır. Olan tam olarak budur. İnsanlar her türlü koşula uyum sağlayabilir. Eğer maruz kalınan koşul sürekli çizgi film izlemekten ibaretse, bedenimiz ve beynimiz bu duruma uyum sağlamak üzere şekillenir ve bizi sadece daha iyi birer televizyon izleyicisi, yani daha pasif bireyler haline getirir. Ne yazık ki durum bu.
Yankılama (Ekoik) Becerisini Kazanmak
Mary: Evet. Benim üzerinde durduğum konulardan biri de bir ebeveynin veya uzmanın, "yankılama (ekoik) kontrolü" dediğimiz yetiyi kazandırabilmesidir; yani çocuğun duyduğu sesi tekrarlayabilmesi. Tipik gelişim gösteren çocuklar bile 15-18 aylıkken kendiliğinden sesleri her zaman yankılayamayabilir; birçok tipik çocukta bu beceri henüz gelişmemiştir. Otizmli çocuklarda ise ses çıkarmama, hiç konuşmama ve bu becerileri kazanamama durumu oldukça yaygındır. Bu yüzden online eğitimlerimde taklit tepkilerini, nesnelerle taklidi ve yüz hareketleriyle yapılan oral-motor taklitleri geliştirmek için yoğun şekilde çalışıyoruz. Ancak ben çocukların yüzüne doğrudan fiziksel temas uygulanmasını pek savunan biri değilim.
Mary: Hep söylediğim bir şey vardır: Çocuk "muz" diyebilse bile bunu onun ağzından zorla çekip alamazsınız. Bir çocuğa hiçbir zaman zorla bir kelime söyletemezsiniz. Ekoik kontrole sahip olsanız bile durum böyledir; bu arada ekoik kontrolle ilgili hazırladığım podcast ve videoların bağlantısını açıklamalar kısmına ekleyebiliriz. Ancak bu kontrolü sağlamanın en etkili yollarından biri bol tekrar, uyaran eşleştirmesi ve video modellemedir; sürece eğlenceli ve cazip bir hava katarak, yerleşik bir pekiştirme sistemiyle yaklaşmaktır. Bir uygulama geliştiricisi olarak sizin de pekiştirme sistemleri konusunda tam bir uzman olduğunuza eminim. Bazı ebeveynlik uzmanlarının tehditlere, cezalara veya rüşvetlere inanmadığını duyuyoruz; bunlara ben de tamamen katılıyorum.
Mary: Fakat aynı uzmanlar ödüllere ya da pekiştireçlere de inanmadıklarını söylüyorlar. İnanın ya da inanmayın, tüm dünya olumlu pekiştirme ilkeleriyle işliyor. Buna inanmadığınızı söylemek, yer çekimine inanmadığınızı söylemek gibidir.
Mitja: Bu, son yüzyıllarda geliştirilen tüm psikoloji biliminin temelidir; davranış bilimidir. Üzerine eklenecek başka bir şey yok.
Hiperleksi ve Reading Blubs
Mary: Tıpkı yer çekimi gibi: Bir davranışı pekiştirirseniz o davranışın görülme sıklığı artar. Evet, şimdi çok önemli olduğunu düşündüğüm bir konuya hızlıca geçelim. Uygulamanızda harika videolar var ve bunu beş dile genişleterek gerçekten harika bir iş başarmışsınız. Ayrıca Reading Blubs adında erken okuryazarlık ve okuma öncesi becerileri kapsayan yepyeni bir uygulamanız daha var. Oğlum Lucas küçükken hiperleksisi olduğu için bu konu üzerine ben de epey çalıştım. Hiperleksi, henüz tam olarak konuşamadan kelimeleri okuyabilme veya harfleri tanıyabilme yetisidir. Görünüşe göre otizmde beynin belirli bir bölümü harfler ve sayılar gibi şeylerle aşırı uyarılıyor. Çoğu zaman benim de içinde bulunduğum ebeveynler, "Tamam, bu sadece hiperleksi, otizm değil" düşüncesine çok tutunabiliyor. Aslında ikisi bir arada olabiliyor; elbette her hiperleksisi olan çocuğun otizmli olduğunu söyleyemeyiz, çünkü çok yüksek IQ’lu bazı çocuklar da okuma konusunda erken gelişmiş olabilir.
Mary: Ancak Reading Blubs uygulamanızı kısaca incelediğimde gördüğüm harika şeylerden biri, önceliğinizi harf tanımaya vermemiş olmanızdı. Daha çok hikâyeleri dinleme ve anlamaya odaklanıyorsunuz. Bunun, özellikle okul öncesi ve erken çocukluk dönemindeki (ve hiperleksisi olmayan) çocuklar için çok daha önemli olduğunu düşünüyorum.
Mitja: Evet. Yine araştırmalar yaptık; ebeveynlerle, öğretmenlerle ve terapistlerle görüştük. Son derece belirgin ve ilginç bir eğilim fark ettik: Ebeveynler çocuklarına her gün kitap okumuyor. Okumaları gerektiğini biliyorlar ama okuyamıyorlar. İki işte birden çalıştığı için çok yorgun düşen ebeveynler var. Kitabı eğlenceli kılacak ve çocuklarıyla gerçekten oyun oynayacak hayal gücünden yoksun olan babalar var. Ayrıca piyasada, tam okuma çağına gelmiş altı-yedi yaş grubuna okuma öğretmeye çalışan bazı uygulamalar olduğunu gördük. Oysa bundan önce, yani okul öncesi dönemde asıl ihtiyaç duyulan şey hikâyelerdir. Elbette harf isimleriyle oynayabilirler, hatta oynamasalar belki daha bile iyi; en kritik nokta yeterince hikâye dinlemeleridir. Bizim burada yapmaya çalıştığımız şey de temelde aynı mantığa dayanıyor: Mükemmel bir ebeveynin uyku öncesi masal saatinde yapacağı şeyleri ekranda canlandıran bir çocuk anlatıcınız var.
Mitja: İdeal bir ebeveyn ne yaparsa onu yapıyor: Çocuğa büyük bir hevesle kitap okuyor, ardından sorular soruyor ve çocuğun kitaptaki nesnelere dokunmasına izin veriyor. İşte okuma temeli tam olarak budur. Uygulamada size hikâye okuyan bir çocuk var. Karakterlere dokunarak onları hikâyede ilerletiyorsunuz. Mesela orada sevimli bir alpakamız var ve alpakanın tüylerini kırkabiliyorsunuz. Çok başarılı bir şekilde dijitalleştirilmiş bir hareketli kitap gibi düşünebilirsiniz. Harika geri dönüşler alıyoruz; çocuklar bu hikâyeleri baştan sona ilgiyle takip ediyor. Hikâye bittikten sonra ekrandaki aynı çocuk tekrar belirip, "Alpakanın adı neydi?" veya "Bisiklet ne renkti?" gibi sorular soruyor. Çocuğunuz da gerçek bir insanın yönelttiği bu soruları ekrandaki butonlara basarak cevaplıyor.
Akıllı Ekran Süresi
Mitja: Kısacası, kullanıcılarımız için yine akıllı bir ekran süresi sunmaya çalışıyoruz. Üstelik bu özellik aynı abonelik kapsamında yer alıyor. Yani Speech Blubs abonesiyseniz veya Reading Blubs aboneliğiniz varsa ikisine de erişebiliyorsunuz. Bir kullanıcımız Speech Blubs uygulamasını bir, iki veya üç yaşındaki çocuğuyla kullanırken, Reading Blubs’a belki iki buçuk yaşında başlayabiliyor. İki buçuk yaşında başarıyla kullanan çocuklara şahit oldum ama çoğunlukla üç ila beş yaş arasına hitap ediyor diyebilirim. Tipik gelişim gösteren çocuklarda durum böyle; özel gereksinimli bir çocuk söz konusuysa bu yaş aralığı çocuğun durumuna göre biraz daha ileriye kayabilir.
Mary: Reading Blubs için de ebeveynin çocuğun yanında bulunup süreci takip etmesi kesinlikle ideal ve gereklidir. Böylece iş, sürekli geriye sarıp alpakayı tekrar tekrar kırkmaya dönüşmez; çünkü otizmli çocuklar bu tarz tekrarlayıcı davranışlara kolayca saplanıp kalabilirler. Kendi online eğitimlerimde bir kitap okuma programı geliştirdim. Bu program kapsamında ebeveynlerin haftada bir kütüphaneye giderek beş, yedi veya on yeni kitap almalarını, eskilerini iade etmelerini ve evde çok basit kitaplar okumalarını öneriyorum. Kitabı okurken de çocuğa çok basit sorular soruyorlar. Covid döneminde birçok kütüphane kapalı olduğu için biri bana kitaplarla dolu "EPIC" adlı başka bir uygulamayı önermişti. Çocuklarımıza bizzat kitap okuyabileceğimiz bu tarz kaynakların artması çok kıymetli. Ağır otizmli yirmi dört yaşındaki oğlum için bile basit kitaplar seçip birlikte incelemek, sorular sormak ve günlerimizi doldurmak adına biz de Epic uygulamasına abone olmuştuk.
Mary: Özellikle otizmli bir çocuğa sahip olan dünyanın dört bir yanındaki pek çok ebeveyn için günleri verimli doldurabilmek oldukça zorlu bir süreç. Hepimizin elinden gelenin en iyisini yapmaya çalıştığına inanıyorum. Speech Blubs ve Reading Blubs gibi uygulamalar, alet çantamızdaki araçları artırmak adına mükemmel birer fırsat sunuyor. Ebeveynlerin kendi videolarını çekmelerini de her zaman hararetle desteklerim; fakat sorun şu ki, kendi başınıza nereye kadar video çekebilirsiniz? Siz ise tam donanımlı bir prodüksiyon ekibine sahipsiniz; sürekli yeni içerikler ekliyorsunuz ve farklı çocuklara yer veriyorsunuz. Böylece çocuk, annesinin art arda 10 kez "baş, omuzlar, dizler ve parmaklar" deyişini izlemek gibi tekdüze bir rutine hapsolmuyor. Çocuklarımıza ne kadar esneklik kazandırabilirsek, ne kadar farklı hikâye ve farklı yöntemler sunabilirsek...
Mary: ...bu araçların sağlayacağı fayda da o denli büyük olacaktır. Kesinlikle öyle. Harika, bence bugün burada gerçekten birçok önemli konuya değindik. Dinleyicilerimiz için özel bir bağlantı paylaşabileceğimi de belirtmek isterim: MaryBarbera.com/blubs. B-L-U-B-S. Akılda kalıcı, çok hoş bir isim. Buradan hem Speech Blubs hem de Reading Blubs uygulamalarını inceleyebilirsiniz. Tek bir abonelikle her ikisine de erişilebiliyor ve aylık maliyeti son derece uygun. Yıllık veya aylık abonelik seçeneklerini değerlendirebilir, ayrıca çocuğunuza uygun olup olmadığını görmek için her zaman faydalı olan ücretsiz deneme sürümünü kullanabilirsiniz.
Mitja: Uygulamamızda ödeme duvarından önce tamamen ücretsiz olan bir özellik var. O da gelişim tarama testi. Çocuğunuzun doğum tarihi gibi bilgilerini giriyorsunuz ve tüm gelişim basamaklarını görebiliyorsunuz; üstelik sadece dil, konuşma ve okuma değil, pragmatik beceriler, oyun ve işitme de dahil. İyi geçen bir ayda yaklaşık 150.000 çocuğu tarıyoruz sanırım. Şu anda tüm dünyadaki duruma baktığımda şunu görüyorum: İki yaşında bir çocuğunuz varsa, bir dil ve konuşma terapistinin çocuğunuzu değerlendirmesi için epey bir süre beklemeniz gerekiyor ve...
Bir Dil ve Konuşma Terapisti Randevusu Beklerken Harika Bir Alternatif
Mary: Ayrıca gelişimsel pediatri uzmanı için de bekliyorsunuz, tedavi için de bekliyorsunuz. Ama kesinlikle çok haklısınız. Yeni yürümeye başlayan çocuklara yönelik kursumuza katılan üyelerimizden birinin çocuğu 20 aylıktı; tanı yoktu, terapi almıyordu. İngiltere'de yaşıyorlardı ve bir dil ve konuşma terapistine ulaşmak için bekleme süresinin 18 ay olduğunu söylemişti. Bu sadece bir değerlendirme randevusu için gereken süre. Bekleme listeleri gerçekten korkunç durumda; bu yüzden ikinci kitabım Turn Autism Around'u yazıyorum. Bu kitap, ailelerin bir tanı veya tedavi beklerken uygulayabilecekleri gerçek bir eylem rehberi niteliğinde; çünkü ikimizin de bildiği ve inandığı gibi, ebeveynler dünyaları değiştirebilir. Dolayısıyla sizin uygulamanız gibi araçlara ulaşmak, daha fazla bilgi edinmek çok değerli; bizi dinleyen bir uzmansanız da lütfen ebeveynleri daha çok öğrenmeleri için güçlendirin.
Mary: Çocuğunuzun ilgisini çekecek araçlara sahip olmak kesinlikle harika bir şey. Ücretsiz tarama testine, ücretsiz deneme sürümüne ve aboneliğe MaryBarbera.com/blubs adresinden ulaşabilirsiniz. Ayrıca yayın boyunca bahsettiğimiz tüm kaynaklar için bölüm notlarına da göz atabilirsiniz. Podcast'imin hedeflerinden biri de anne babaların ve uzmanların daha az stres yaşayıp daha mutlu hayatlar sürmelerine yardımcı olmak; bu yüzden bölümü şöyle bağlamak istiyorum: Dört çocuk babası, bir uygulama geliştiricisi ve bir eş olarak, stresinizi azaltmak için her gün veya fırsat buldukça uyguladığınız öz bakım veya stres yönetimi ipuçlarınız var mı?
Mitja: Son üç günüm oldukça stresli geçti mesela. Üç gündür evden hiç çıkmadım. Kapanma dönemlerinde genellikle çocuklarla birlikte doğaya çıkıyorum; bazen yalnız ama çoğunlukla çocuklarla. Evet, stres büyük bir sorun. Bence sadece ekranlara daha az bakıp doğayla daha çok vakit geçirmeliyiz. Ekranları hayatımızdan tamamen çıkarmak değil ama buzdolabını ziyaret etme sıklığımızı azaltmak gibi, ekran süresini de azaltmamız gerekiyor. Yani her şey bir denge meselesi. Evet, her şey dengede bitiyor.
Mary: Kesinlikle, doğaya çıkma fikrini çok seviyorum. Bunun benim de stresimi azalttığını çok iyi biliyorum. Çok teşekkürler Mitja. Sizi daha yakından tanımak büyük bir zevkti. Büyümenizi izlemeyi ve konuşma güçlüğü çeken, otizmli olan ve konuşmakta zorlanan tüm çocuklara yardım etme yönündeki bu samimi çabanın bir parçası olmayı dört gözle bekliyorum. Bugün bize vakit ayırdığınız için çok teşekkür ederim, kendinize iyi bakın.
Mitja: Ben teşekkür ederim.
Yazan Robert McKenzie